
Bismillahirrahmanirrahim
Bu kaos, bu adaletsizlik, bu olanlar niye. Bu İslam alemindeki bu uğursuz karabulutlar niye neden? Savaşlar, terörizm, öldürmeler, göçler....ve, ve..... Bunun sonu yok mu?
Tarihe bakalım tarih bize ne der? Bunun cevabını tarihin derinliklerinde bulmak mümkün olabilir mi acaba? İnsanlar bilerek yaptıkları şeyin karşılığını mutlaka buluyor. İyi insanlar rahmetle, kötü insanlar lanetle anılıyor bir defa bunu unutmayalım. Şimdi tarihe gidelim.
Hz. Ali'nin şehit edilmesiyle yönetim Emevilerin eline geçiyor. Emevilerin zulümü hem Ehl’i Beyt’e, hem Araplara, Farslara ve Türklere oluyor. Bir süre sonra insanlar bu zulümden usanıyor. Bu zulmü ortadan kaldırmak için birlikte hareket ediyor. Bu devleti yıkıyorlar yöneticilerini ortadan kaldırıyorlar. Ama bunu yapmalarında tek gayeleri vardır, Allah rızası. Evet çoğunluk böyle hareket ettiği için ve gayretlerinin içinde Allah rızası olduklarından mücadelelerinde başarılı oluyorlar. Bu mücadelelerini sürdürürken zaman zaman haktan ayrılıp zulme bulaştıklarını da görebiliyoruz.
Nihayetinde yeni kurulan veya kurulacak devleti Allah rızası için değil, çıkırlar gözetilerek kurulmaya çalışılıyor. Böyle olunca iyi adamlar, içinde Allah sevgisinin doruğunu ve Allah rızasının en güzelini yaşayan onurlu ve izzetli yaşamın abide bekçileri bir kenara çekiliyor. Yani ahlakı güzel olanlar böylesi bir devlet yönetiminde görev almak istemiyor ve bir kenara çekiliyor. Böylece yeni kurulan devletin temelleri atılıyor ama bu temeli atanlar çıkarcı ve zalim kimseler tarafından oluyor. Bunun adı Abbasi devleti oluyor. Abbasiler Emevilerin buraktığı zulmü silbaştan yeniden başlatıyor. Arapların yeterli desteğini alamayan Abbasiler bu defa Türklerin gücünden faydalanarak bu devleti ayakta tutmaya çalışıyor. Bir süre sonra böyle bir devlette de haksızlık, adaletsizlik, taht kavgaları meydana gelince bu devlette de çözülmeler başlıyor. Çözülme karşısında öncesinde Haçlılar sonrasında Moğol saldırıları başlıyor. Bu saldırılarda İslam belde ve şehirleri yağmalanıyor, kadın ve kızlar tecavüze uğruyor. Karanlık, çileli ve zillet dolu günler bir kabus gibi İslâm Ümmeti’nin başına bir kara bulut gibi çöküyor. Zillete uğrayan insanların milyonlarcası ölüyor.
Nihayetinde halkın aklı başına geliyor. Biz nerede hata yaptık diyerek tekrar yeniden bir örgütlenme ve teşkilatlanma yoluna girişiyorlar. Allah rızası için Ahilik, Gaziyani Rum (Rum diyarının gazileri) gibi teşkilatlanmalar kuruluyor. Mevlanalar, Yunus Emreler, Hacı Bektaş Veli gibi ünlü alim ve düşünürler güzel sözleriyle insanları aydınlatıyor. İnsanlar sözü ve huyu güzel olan insanların etrafında toplanıyor ve onların ağızlarından çıkan güzel sözlere kulak veriyorlar. Onları dinliyorlar ve bu şekilde kendi aralarında bir örgütlenme yoluna gidiyorlar. Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Ahi Evren gibi güzel insanlara kulak asıyor, kulak astıkca feyz alıyor, feyiz aldıkça Allah’a iyi kul oluyor, Allah’a iyi kul olunca hata yapma riskleri oldukça azalıyor. Kalplerindeki Ehl'i Beyt sevgisi dost ve düşmanı teşhis etmekte ışık kaynağı oluyor. O içlerindeki sevgi dostun ve düşmanın kim olduğunu teşhis etmelerinde hata yapma olasılığını sıfıra indiriyor. Kin ve nefretin yerini sevgi, bencilliğin yerini yardımlaşma, kibrin yerini alçak gönüllülük, korkaklığın yerini cesaret, cehaletin yerini bilim ve bilgi alıyor. Aldatıldık diyen yöneticilere raslamak mümkün olmuyor. Böylece insanlar düzenli bir örgütlenme ve teşkilatlanmaya gidiyor ve yeni bir devlet kuruluyor. Adına Osmanlı devleti deniyor. Bu teşkilatlanma ve örgütlenmelerin desteğini alan Osmanlı Devleti gücü eline geçiriyor, gücüne güç katıyor. Üç kıtaya birden hükmederek adaleti Allah rızası için oralara yaymak istiyor.
Nihayetinde bu devlette de bir süre sonra Allah rızasından ayrılma ve çıkar ilişkilerine göre atama gibi durumlar ortaya çıkıyor. Allah rızası bir kenara bırakıldığından taht kavgaları ve taht için körpecik bebeklere kadar boğdurmalar başlıyor. Anneler göz yaşları dökerek ağıtlar yakıyor. Böyle olunca haklı olarak yine o güzel insanlar, cömert insanlar, ahlakın zirvesine ulaşanlar ellerini devletten çekiyor. Bu nedenle devlet girdiği savaşlarda mağlup oluyor, yönetimde çözülmeler başlıyor, dış güçler iç işlerine müdahele ediyor, ekonomik refah yok oluyor, büyük adaletsizlikler baş gösteriyor. Adaletsizliklerin olduğu bölgelerde isyanlar, ayaklanmalar ve bu isyana katılanların öldürülmesi olayları birbirini takip edip gidiyor. Devlet zayıflamaya yüz tutuyor. Ve bir süre sonra bu zayıflamanın sebebi araştırılmaya başlanıyor. Neden gün geçtikçe iyiye gidilmiyor ve her geçen gün kötüye gidiliyor. Çareler aranır ve nihayetinde kendilerine göre bir çare bulunur. Ama kalpler düz olmadığı, gönüllerde Allah rızası olmadığı için çareyi ve reçeteyi doğru veren insanları inandırıcı bulmuyorlar. Bu nedenle çareyi yanlış adamların dilinden duydukları için çareyi Batılılaşmada buluyorlar ve Batı’ya karşı büyük bir gönül baağı oluşturuyorlar.
Tanzimat Fermanı ile birlikte Batıya karşı kapılar son noktasına kadar açıyorlar. Allah rızası yerine Batı’dan ümit bulmaya çalışılır. Bazı güzel insanlar bunun yanlışlıklarını vurgulasalar da bunların sözleri dinlemez olurlar. Çünkü kalpte Allah sevgisi yerine başka sevgiler olduğu için doğru sözler bir kulaktan girer diğer kulaktan çıkar. Yanlış tahminler ve yanlış reçeteler ise daha kalıcı olur. Dost ve düşmanlırını tanıyamaz hale gelirler. Çünkü öyle bir cehalete dalmışlar ki dostu düşman, düşmanı dost olarak tanımlarlar. Karanlığa giden yolu aydınlık sanarlar. Böyle olunca da Batı bir vampir gibi çöker böylesi bir devletin halkının üzerine ve ortadan kaldırmaya çalışır. Büyük katliamlar yapılır. Halk direnişe geçer, çetin bir mücadele verilir ve yeni bir devlet kurulur. Adına Türkiye Cumhuriyeti Devleti denir. Başlangıçta büyük ümitler vardır, büyük idealler vardır. Böylesi bir devletin kurulması için kimisinin evlatları esir düşmüştür. Kimisininki de şehit olmuştur. Koca bir milletin tüm genç kitlesi bu uğurda yok olma noktasına gelmiştir. Büyük umutlar, büyük idealler doğrultusunda kurulan devlet Emperyalizmin baskısı ile karşı karşıya kalır. Nihayetinde bir süre sonra böylesi bir devlette istediklerini bulamayan o güzelim insanlar da bir köşesine çekilir. Devlet yine eskiden olduğu gibi çıkarcı insanların eline düşer. Kimisi, demokrasi, kimisi cumhuriyet, kimisi laiklik, kimisi dini özgürlük ve hürriyet adına bazı sözler ile halkı yönetmeye başlarlar. Ama bunların kurdukları devlette bir şey eksikliktir. Onun farkında değiller. İşte o şey nedir? O eksik olan şeyi bulmak lazım.
Eğer o eksik olan şey olmazsa bu devlet çökecek, tarihe karışacak. Milyonlarca insan ölecek, öldürülecek. O eksik olan şeyi bulmak lazım.
O şey nedir? O şey! ..............