Son Dakika Bugün
ASYAAHİLERİ
Tarih, Kültür ve Eğitim Analiz ve Edebiyat
Köşe Yazısı

Darbe Gecesi Yaşadıklarımız

Yazı
Türkiye’de kaç yıldan beridir zaten bir ihtilal olacağı belliydi. Orduda belirgin, planlı bir çözülme ve çözme girişimi vardı.
 
      Ergenekon mağdurlarının geçmişi incelendiğinde bunların dik duruşlu, özgür ruhlu komutanlar olduğu ortadaydı. Yalan konuşmaz, taviz vermez, cumhuriyetine bağlı dürüst komutanlardı.
      Bunlar biliniyordu ama iktidarı elinden tutanlar bunu görmede aciziyet içinde bulundu.
     Fırat ve Dicle nehrinin 50 yıllığına İsrail’e satılması meselesine karşı çıkan komutanlar; Ergenekon safsatasıyla ordudan atılıyordu.
    Yani ordudan mert komutanlar atılmaya başlanmıştı. Tüm bunun gibi olaylar zincirine bakıldığında böyle bir darbenin ön hazırlığının yapıldığını kestirmek mümkündü.
      Terör olayları her geçen gün artıştaydı. 
      Şehitlerimizin sayısı her geçen gün artarak devam ediyordu.
     NATO veya ABD'nin Türkiye'ye dayattığı istekler ne zaman reddedilse intihar saldırıları oluyor ve bu saldırılarda yüzlerce insanımız katlediliyordu.
 
     Milet olarak; darbe haberi duyulduğunda ilk 1 saat şoka giridik.
 
     Ne yapılabilinirdi ki?
     Onların ellerinde dünyanın en güçlü süper babalarının, tankı, silahı, topu vardı.
     Onların arkasında dünyaya fitne yağmuru yağdıran NOEL babaların barış türküleri vardı.
     Onların destekleyeni üçgen kafalı, keçi suratlı, tek gözlü ilahları İblis'di.  
 
   Bizim ise geniş günümüzde ve darda kaldığımızda,
   iyi günümüzde ve sıkıntılı günümüzde
   her zaman yöneldiğimiz, ellerimizi açtığımız, şükrettiğimiz, emrine itaat ettiğimiz Allah'ımız vardı.
 
      Tüm milletin ortak hareket etmesi gerekirdi. Tüm milletin ortak harekete geçmeliydi.
       Tek bilek, tek yürek, tek ses olmalıydık. 
       Ama nasıl? 
     Darbeciler TRT yayınında kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olduğunu, yönetime el koyduklarını, ikinci bir emre kadar sokağa çıkmamalarını telkin etmeye çalışıyorlardı. Hem de defalarca bıkmadan usanmadan bunu tekrarlayıp duruyorlardı. 
 
     Kimileri bu dabeyi yapanların "Atatürkçü Subaylar" olduğunu
     Kimileri ise bu darbeyi; hükümetin bir senerysu olduğunu söylüyordu.
     Kimileri ise buna karışmak istemiyor bekleyip görelim bunların kim olduğunu diyorlardı.
  
      Ama zaman yoktu. İktidarı ele geçirip milletin yönetim iplerini ellerine geçirir, millete gem vurduktan sonra artık çok geç olurdu. Bir an önce harekete geçilmeliydi. Tanıdık hemen herkese;
     Keşke bu ihtilali yapınlar Atatürkçü olsa
    Keşke bu ihtilali yapınlar ikdidarı elinden bulunduran hükümetin bir senaryosu olsaydı, diyorduk.
  
    Kötü olan, yüzünü demokrasi maskesiyle gizleyen sahte siyonistelir olması
Kötü olan yüzünü Atatürkçülük maskeleri ile gizleyen İngiliz Emperyalistlerinin olmasıydı.
Nitekim onlar yüzünü Atatürkçülük maskesi ile gizlemişlerdi. Millete ölüm yağdıran, ülkeyi bölmeye, parçalamaya yönelik yapılan adımların adına; "YURTTA SULH KONSEYİ" demişlerdi. Oysa bu konseyin gerçek adı; YURTTA ZİLLET KONSEYİ" olmalıydı.
 
     Kur'an'da Bakara Suresi 11. ve 12. Ayette Yüce Allah'u Teala (c.c) şöyle buyruyor: "Onlara yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiğinde,biz ıslah ehliyiz derler. bilin ki onlardı fesatçılar ama bunu anlamazlar." 
 
   Eğer bu kötü olan şey gerçekleşirse Türkiye Cumhuriyeti'nin ruhuna Fatiha okur, Suriye'deki, Afganistan'daki huzuru arar durumuna gelecektik. Evlatlarımız yok edilecek, soyumuz kurutulacaktı. Bu darbeyi yapanlar Türkiyeyi refaha sürükleyen partilerden biri değildi.
    Öğleyse bu bir vatan sevdasıydı.
    Vatanını sevenler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ve Başbakan'ın talimatlarına uyarak meydanları doldurmalıydı. 
    Eğer darbeciler iktidarı ele geçirecek olsalardı;
   -Dünya gözünde komik durumuna düşerek gülünç oluruz. Zırt-pırt her 4-5 yılda bir darbe ile mi karşılaşacakmıydık. Bu darbeler bizim alın yazımız ve kaderimiz mi!
-yoksa basiretsiz, liyakatsiz yöneticilerimiz yüzünden mi?
 
Ya da milet ve halk olarak  işlediğimiz isyan ve günahlarımız yüzünden bize biçilenbir kefen miydi?
 Her ne pahasına mal olursa olsun bu darbenin önüne geçilmeliydi. 
 
      Millet tek yumruk olmalıydı. 
 
      Bunun sancıları acı acı düşünüldü.
    Bir süre sonra Cumhurbaşkanı'nın meydanlara çıkın uyarısı duyulunca bu sesi duyan tüm bilinçli vatandaşlar hemen dışarı çıktılar. Yollara dökülen halkımız;
"Ülkemizi Irak gibi, Afganistan gibi ABD’nin piknik sahasına çevirmesine izin vermeyiz!"
diyerek akın akın yollara döküldü. Milletimiz bu cuntacılar karşısında giderek bir birine kenetlendi. Tek yumruk tek yürek oldu.
Yollara dökülen halkımız:
 "Ülkemizi teröristlere teslim etmeyeceğiz!"
 "Ülkemizi dabecilere, cuntacılara teslim etmeyeceğiz!"
 "Demokrasimize, kimse gölge düşüremez!  diyerek caddelere çıkarak haykırmaya başlamışlardı.
 
Oturduğum muhitin Havaalanına yakınlığı nedeniyle bu muhutin halkı Atatürk Havaalanına doğru yürüyüşe geçmişti.  Zaman ilerledikçe yollara çıkan insanların sayısı  git gide artıyordu. Bir çığ gibi. Çığın ilk başlangıcı az olur, fakat giderek büyüyerek gider. İşte biz halk olarak öğle olduk. Zaman ilerledikçe insanların sayısı çoğalmaya başlamıştı.
 
Ben de onların arasına katılan bir nefestim. Bundan dolayı gurur duyuyorum.
Milletimizin şanlı yürüyüşüne, katıldığım için bir ömür boyu bu yaptığımdan dolayı övünç duyacağım.
O tanklara, o fırlayan kurşunlara karşı ben de göğsümü siper ettiğim için kendimle gurur duyuyorum.
Bu şanlı direnişe ben de katıldığım için, Allah böğle bir fırsatı bana nasip ettiği için Allah'a her zaman şükredeceğim.
 
    Üzerimizden zaman zaman alçak uçuştan jetler geçiyordu. Bu savaş jetlerinin ışıkları yanmıyordu. Savaj jetlerinin sadece arka taraftan püskürttüğü ateş belli oluyordu. Bundan dolayı  gece karanlığında füzeye benziyordu. Bir füze gibi alçalarak üzerimizden bize doğru yaklaşıyor,  sonra üzerimizden yükselişe geçtiğinde bunların jet uçakları olduğunu anlayabiliyorduk. Atatürk Havaalanı'na giden yolun elektrikleri kesikti. Metrobüs ve tranfay çalışmıyordu. 
 
     Üstelik bu uçakların ne yapacağını da kestirilemiyordu. Bize ateş açabilir veya  bomba fırlatabilirledi. Böyle olursa ayni anda her yan kan gölüne dönebilirdi. 15 Temuz’u 16 Temuz’a bağlayan gece böyle korkunç ve korkulu bir yürüyüşü havaalanına yaptık.
     
      İŞİD veya PKK gibi terör provokatörlerinin   aramıza sızması muhtemeldi. Bundan dolayı çok dikkatli olmak zorundaydık. Endişelerimiz vardı ama bizde korku yoktu cesaret vardı. Hz. İsmail’in babasının bıçağının altına yatması gibi biz de Allah rızası için vatan uğruna ölümü göze almış, başımızın üzerinden geçen kurşunların altına yatmıştık. 
    Böylesi kâbus dolu bir gecede üzerimizden uçan savaj jetleri  ani bir ses patlaması ile ortaya çıkıyor geçip gittiğinde dehşet saçıyordular. Mesele Allah rızası çizgileri içinde; özgürlük, hürriyet, demokrasi ve vatan sevgisi olunca bu değerlerin hiç bir şey ile değiştinilmeyeceği ülküsü içindeydik. Hz. İsmail gibi kendimizi ölüme, ölümün acı verici bıçağı altına yatmaya karar vermiştik.
     Allah'ım bu milletimize, bu Muhammed ümmetine acı diyerek dua ediyor ve gözlerimizden  yaşlar akıyordu.
Yüreklerde Allah sevgisi,  dillerde ise
"Ya Allah,
"Bismillah"
"Allah'u Ekber" sesi vardı.
 
Belki de; Allah'u Teala (c.c) bu duygular içinde milletce gözlerimizden akan yaşlar ve dualarımız karşılığında halkımıza bu  zaferi kazandırdı.
 
      Zaten Kurban bayramının anlamı bence budur. Hz. İsmail nasıl kendisini Allah’ın emri üzerine gözünü kırpmadan bıçağın altına attıysa, biz de vatan ve özgürlüğümüz uğruna Hz. İsmail'i kendimize örnek alarak kendimizi ölümün kucağına attık. Bu değerler, bu İslam kültürü bizim ruhumuzun derinliklerine kazınmış koça bir dağ gibi kök salmıştı.
Onun için;
 -vatanına ihanet etmiş, 
-kendi milletine kurşun yağdıran, 
-kendi halkının üzerine tank süren nankörler önünde asla diz çökmek bizim şanımıza yakışmazdı.
-zillete boyun eğip uzun yaşayacağımıza cesurca özgürlük uğruna şehit olmayı göze almıştık.
 
İşte böylesi kâbus dolu bir gecede geleceğimizi karartacak, zillete çevirmek isteyenlere Allah'ın lutfu, yardımı ve inayeti ile izin vermedik.
Geleceğimizi kabusa çevirmek, neslimizi yok etmek, soyumuzu kurutumka isteyenlere Allah'ın inayetiyle dur dedik.
O korkunç gecenin karanlığında başımıza çökertilmek istenen zillet kafesini, çelik pençelerimizle yırrtık.
O korkunç gecenin karınlığında başımıza çökertilmek istenen ateş püsküren canavarının balyoz yumruğunun altında kendimizi ezdirtmedik.
Milletçe tek yumruk, tek yürek, tek bilek olduk.
 
Şimdilerde Mehmet Akif Ersoy'un bahsettiği "o ağzında tek dişi kalmış canavar", daha da kudurmuştur. Bu kudurmuş sırtlan ruhlu alçakların önünde biz asla diz çökmeyeceğiz. Zulme boyun eğip zillet önünde diz çökmek bizim şanımıza yakışmaz.
 
     Allah kötü niyetli darbeciler karşısında milletimize bir özgürlük destanı yazmayı nasip etti.
     Bundan dolayı;
                           Yüce Rabbimize şükürler olsun.
                           Yüce Allah’a hamd olsun. 
     İşte şimdi Emperyalist devletlerin içine bir korku ve endişe düşmüştür. Bu korku ve endişeye kapılmış sırtlan ruhlu sömürgeci anlayışı temsil eden devletlerin ani saldırıları ve fitnesel olaylar yaratma tehlikesi karşısında,
-solu ve sağıyla,
-alevisi ve sünnisi ile
-Türki-Kürdü ile tek yumruk olmalıyız.
 
     Bu vatan gemisinde yaşayan bütün herkes böylesi bir tehlike karşısında üzerine düşen görevi yapmalıdır. Bize düşen, görevimizi yapmak sonuç  ise Allah'a aittir.
Eğer biz, Allah'ın rızasına teslim olursak Allah bize zafer kazandıracaktır.
Eğer biz Allah'ın rızası dışında hareket eder, Allah'tan başka başka güçlerden korkar ve cesaretimizi yitirirsek, Allah bizi korktuğumuz şeyle baş başa burakır ve bizi o korktuğumuz şeyle imtahan eder.
Eğer biz taktiri ilahiye teslim olursak, Taktir-i İlahi'nin istediği şekilde hayatımıza yön verirsek; o alçaklar  bize tuzak kurdukça Allah onların tuzaklarını ters-yüz ederek kendilerine çevirir.
 
Sözlerimi Kur'an-ı Kerim'de geçen  Al-i İmran 54. ayettele sonlandırmak istiyorum;"Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır."
 
Allah’ın Salatı  Resulüne ve Resulü’nün Ehli'ne olsun. 
Saygı ve sevgiyle tüm okuyucularımı selamlıyorum.

 

Bu sitede, deneyiminizi iyileştirmek ve ziyaret istatistiklerini ölçmek için çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgi