Son Dakika Bugün
ASYAAHİLERİ
Tarih, Kültür ve Eğitim Analiz ve Edebiyat
Köşe Yazısı

Gelişmeler Çok Endişe Verici

Yazı
 
    
 
      Birileri Türkiye'nin savaşçı ve saldırgan olduğunu dile getirmek için Birleşmiş Milletler masasınnda dosyamızın kabarmasını istiyor olabilir. Neden bunu siyasi iktidarı elinde bulunduranlar göremiyor? 
Daha  yakın bir zamanda; 1991'de ABD Irak'ın devrik lideri Saddam'ı Kuveyt'e girmesi için teşvik edildi. Sonrasında da oradan çıkmasını istediler.  Arkasından BM karar ile Irak'a saldırdılar?
Sakın, aynı oyun bizim ülkemiz için de oynanıyor olmasın. Birleşmiş milletler Türkiye'yi saldıgan bulup bu ülkeyi ortadan kaldıralım derse bu kadar ülkeye karşı savaşmak için tek başımıza ne yapabiliriz ki? O nedenle izlenen politikalar ile komşu devletlerle aramazı açmaya yönelik gerilim yaratacak dış politikalardan vazgeçilmesi gerektiği düşüncesindeyim.
 
 Cumhuriyet Türkiyesi'nin Kurucusu Mustafa Kemal; "YURTTA SULH, DÜNYADA SULH."  demiştir. 
  Türk diplomatları çağırarak şöyle der:
   1. Arapların işine, içişlerine karışmayın.
   2. Rusya ile ortamı gerecek politikalar izlemeyin, söylemiştir. 
 
I. Dünya Savaşı’nın asıl çıkış sebebi;  Rusya ve İngiltere kendi aralarında Osmanlı Devleti’ni paylaşırken Almanlara  bu pastadan pay vermemesi yüzünden çıkmıştı. 
 
     Osmanlı Devleti’nde  iç karışıklıklar, iç isyanlar vardı. Balkanlar’da, Yemende ve bazı Arap Aşiretler ile Ermeni isyanları vardı.  Osmanlı ordusu ve devlet yöneticileri Meşrutiyet‘in ilanı ile  padişah yanlıları ve İttihatçılar olarak ikiye ayrılmıştı. Meşrutiyet yanlılarının başını İttiahtçılar,  padişah yanlılarının başını ise İslamcılar çekmekteydi. Bu iki güç birbirine düşman kesilde ve sonrasına ise bir iç savaş çıktı. İstanbul’da büyük bir  iç karışıklık baş gösterdi. İttahçılar darbe üzerine darbe yaptılar. Bab-ı Ali Baskını ile hükümeti ele geçirdiler. Padişahı tahtan indirdiler. Hükümet ve devlet yönetiminde, ordudaki tespit edebildikleri haklı veya haksız olarak Meşrutiyet karşıtı olarak gördükleri hemen herkesi tavsiye ettiler. Böylesi bir ortamda  Osmanlı ordusu Balkanlar’da çıkan isyanları bastırmada yetersiz kalınca, Karadağ, Yunanistan, Bulgaristan ve  Sırplar Osmanlılara karşı savaş ilan etti. Osmanlı Ordusu bu karışıklıklar sürerken bir de İtalya’nın On İki Ada ve Trablusgarp (Libya) ’a saldırması nedeniyle İtalya ile de mücadeleye girdi.
 
    Tüm bu olaylar sürerken Batılı devletler kendi iç işleri ile baş edemeyen bir imparatorluğun topraklarını kendi aralarında çoktan bölüşmüşlerdi bile. Fakat bu bölüşmede Almanya’ya pay düşmeyince Almanya’nın da harekete geçmesi I. Dünya Savaşını alevlendirdi. 
 
     Şöyle bir soru soracak olursak; "Ya İngilizler Almanların gönlünü almak için onlara da İtalya gibi Osmanlı toprakları üzerinde bir pay verseydi, Türklerin hali ne olurdu?"
İslam Dünyası’nın hali ne olurdu hiç düşündünüz mü?
 
O zaman belki hiç direnme şansımız bile olamazdı. Bütün cepheler düşer, milletçe tarih sahnesinden silinirdik. Biz Türkler; Mayalar, İnkalar, Kızılderililer gibi soykırıma uğrayarak yok edilirdik. Günümüz Tarihçileri tarihte kurulan Türk devletlerine  “Bozkır Devletleri” olarak bahsederdi. O da belki Allaha'ın bir lutfuydu ki Almanlar bizimle birlikte İngilizlere karşı savaştılar. 
 
    Osmanlıların Almanlarla birlikte savaşa girmesi Türkler açısından bir avantaj olmuştur.  İtilaf devletleri istedikleri gibi bu coğrafyaya şekil verememişlerdir. İstedikleri "Sevr Antlaşması'nı" yürürlüğe koyamamışlardır.
      İşte bu karanlık güçler şimdi harekete geçmiş Türkiye’yi BOP projesini gerçekleştirmek için ellerinden gelen bütün kozlarını Türkiye için oynamaktadırlar.
 
      Türkiye’deki yöneticiler, askerler, memurlar, işadamları I. Dünya Savaşı öncesi iç karışıklığı yaşıyor gibime geliyor. Yani tarihden ders almadığımız sürece tarih tekerrür eder. Sadece zaman ve şahıslar farklıdır.  
 
     Böylesine bir kritik dönemde Türkiye’nin Suriye’ye girmesi endişe verici bir gelişmedir.  Bir devlet blok halinde hareket eden devletlere karşı başarılı olması biraz zor. Artık bunun anlaşılması lazımdır diye düşünmekteyim.
 
     Türkiye; ya Batı Bloğunun yanında hareket etmeli, ya da doğu Bloğunun yanında.  Zaten Batı Bloğu yanındaydık. Her defasında bize ihanet ettiler. Türkleri bir Truva atı gibi kullanmak istediler. 
 
     Endişemiz o ki;
Ya  Türkiye  Suriye operasyonunda; başarısız olursa ne’olur, derin derin bir düşünmek gerekir?  Bunu iyice enine-boyuna düşündünmek gerekir.
Şapkamızı, sarığımızı, cübbemizi, kravatımızı önümüze koyup farklı açılardan düşünmemiz gerekir. Bu vatanda 80 milyon insan yaşıyor. Bu insanların can güvenliği, siz değerli yöneticilerimizin elinde. Bu ülkede yaşayan insanların geleceğini tehlikeye atmak büyük bir risk altına girmek nelere mal olabilir diye büyük endişelirimiz var.
 
    Osmanlı Padişahı II. Mahmut Yeniçeri Ordusu'nu ortadan kaldırıp yerine yeni bir ordu kurduğunda yeni ordu Mısır Valisi'nin saldırısı karşısında gerekli gayreti göstermediğini bu nedenle dış güçlerden yardım istemek zorunda kalan durumu hatırlamak gerekir.  
 
    Suriye’de verilecek bir açıklık, bir çatlaklık nelere mal olabileceğini hiç düşündünüz mü?
Dış güçler Türkiye’nin kendisini savunamayacak güçte olduğunu anlarsa ne yapabileceklerini veya neler yaptırabileceklerini  şimdiden kestirmek mümkün bile değil? 
 
      Eğer Suriye’ye giren ordumuzda  bir çözülme olursa; 
     Tüm PKK’lıları silahlandırırlar. Zaten silahlanmışlar; İŞİD gibi terör örgütleri ile aynı payda altında birleştirirlerse ne olur diye büyük endişelerimiz var. 
 
     PKK Güney Anadolu’da denetimi eline geçirirse tüm Kürtleri zorunlu olarak yaşlısından gencine kadar hemen herkesi silah altına alıp Türkiye’ye karşı savaştırır.  
Batılı güçler bura silah sevkiyatı yapar ve güçlü silahlarla desteklerler.
 
     Doğu ve Güney Anadolu’daki halk Türkiye Devleti benim can güvenliğimi koruyamıyorsa ben neden askerlik yapıp vergi vereceğim derse…!
     İran ve Rusya Türkiye’nin bu gidişi hakkında kendi kaderi ile baş başa bırakırsa. Kendin istedin kendin buldun, derse,
O zaman görün gümbültüyü.
Peki ne yapılmalıydı?
Türkiye çok tehlikeli  bir sürecin içindedir.
 
Suriye toprakları uluslararası bir aranedır. Orada sadece Suriye yok. Suriye topraklarında tüm dünya ülkeleri var. Tek başına bu kadar ülke ile mücadele etmek mümkün değil.  
 
     Esad’ı severiz veya sevmeyiz, ama orada bir Esad var bunu istesek de istemezsek de kabullenmek zorundayız. Ona olan hırsımız nedeniyle güzelim ülkemizin yıkılışa götürmesini istemiyoruz. Çünkü tarihte bu gibi hadiseler yaşandı. Osmanlılarda II. Mahmut ve II. Abdulhamit döneminde yaşandı.
 
     Umarım Ordumuz verilen görevi  başarılı bir şekilde  yerine getirip o topraklardan bir an önce sınırlarımıza döner.
Allah, milletimizin yar ve yardımcımız olsun.
 
 
 

Bu sitede, deneyiminizi iyileştirmek ve ziyaret istatistiklerini ölçmek için çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgi