Son Dakika Bugün
ASYAAHİLERİ
Tarih, Kültür ve Eğitim Analiz ve Edebiyat
Köşe Yazısı

Demire Şekil Vermesini Bilmeyen Millet Yontulmaya Mahkum Olur

Yazı
 
 
Çekiçle demire şekil vermesini bilmeyen millet çekiç ile yontulmaya mahkum olur.
 
İlmin olmadığı yerde cehalet, cehaletin olduğu yerde fitne vardır. İlim çalışmak, sorumluk almak ve aklı iyi kullanmakla olur. 
 
Fitnesel olaylar patlak vermeden önce bazı belirtileri vardır. Fitnesel olayların alametleri erken teşhis edilir ve zamanında önlem alınırsa etkileri yıkıcı olmaz.  
 
Fitnesel unsurların bu alametleri zamanında fark edilip önlem alınmazsa bir kasırga gibi eser etkileri yıkıcı olur.  Tesirleri yüz yıllarca devam edebilir.
Fitnesel olaylar ani anda patlak verdiğinde ilk anda kimin haklı, kimin haksız olduğu teşhis edilemez. Bu nedenle fitnesel durumla karşı karşıya kalan bir toplumun yapacağı tek şey vardır, çölde develeriyle birlikte kum fırtınasına yakalanan  biri gibi fırtına dinene kadar develeriyle birlikte yere çöküp sessizce fırtınanın dinmesini beklemek en doğru karardır.
 
      Fitnesel olaylar patlak verdiğinde; silahların parıltısı ve sesi topluma ölüm yağdırır. Eğer bir toplumda fitnesel unsur patlak verdiğinde ya mazlum olur ya da zalim. Zalim olmaktansa mazlum olunmalı. Eğer zalim olarak hakkın huzuruna gidilirse ebedi bir Cehennem ile cazalandırılır (Hadis).  Bir yerde çıkan fitnesel unsurlar sonucu mazlum olarak hakkın huzuruna çıkılırsa böyle birisi şehittir ve ebedi Cennet ile ödüllendirilme vardır (hadis). 
 
  Günümüz dünyasında fitnesel olaylar çıkartılarak toplumlar ve milletler şekillendirilmeye çalışılmaktadır. O çekiç; basiretli, irfanlı, içinde insan sevgisi taşıyan, hakkı gözeten, adaleti benimsemiş kimselerin elinde olması gerekir.  Demire şekil vermek için kullanılan çekiç fitneci unsurların eline geçerse ne olur? Bu çekiç ile toplumlar yeniden şekillendirilmeye çalışılır. Hukuk yeniden kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirilerek adaletten uzaklaştırılır. Eğer bir devlet adaletli yönetimden uzaklaşır ve  bir takım haksızlıklara meyil ederse böyle bir devletin uzun süre ayakta kalması mümkün olmaz. 
 
İş fitneci unsurların elindeki o çekicin altına girmeye kalmasın. Bir toplum veya bir millet eğer bir gün o çekicin altına girmek zorunda kalırsa; o çekicin altında;
-ya  bir merkebe çevrilir ve tüm yüklerini taşıtırlar, 
-ya bir at olarak biçim verilir hem biner hem de istedikleri yöne sürerler. Bir cepheden diğerine koştururlar.
-ya da o çekicin altından  bir jet motoru olarak çıkarır ve bir Jön Türkü ya da İŞİD yaparlar. O kadar uçururlar ki yükseklere, önce motor alınır paraşütle uçmayaya mahkum ederler, ardından paraşütün ipini çeker yüksekten yere çakarlar.
 
 
     Tarih bununla ilgili ne der?
Türkler tarihte zaman zaman güçlü devletler kurmuşlardır ve Asya’nın en güçlü devletleri haline gelmişlerdir. Çin, Avrupa, Roma Türkün gücünden endişeye kapılmışlar.
         Çin bu durumda aldığı önlem:
     Türk hükümdarlarının yabancı kız hayranı olduklarını bilen Çinliler, bir prenses gönderir, sonra onun aracılığı ile hükümdarı zehirler veya taht kavgaları çıkarırlardı. Sonra böylesi bir Türk devleti yıkılır ve köle durumuna düşerdi. Köle durumuna düştüklerini anlayan Türkler tekrar ayaklanır bağımsızlık savaşı verirlerdi. 
 
    Bununla ilgili Uygurları örnek verecek olursak: Talas Savaşı’nda Çin ordusunda Karluklar da vardı. Çin ordusunun bir kanadında Karluklar bulunmaktaydı. Çin ordusu ayaklanan Türkgişler ve onlara yardıma gelen Araplar üzerine yürüdü. Aniden Karluklar Çin ordusunda Çinliler için  savaşmanın doğru olmadığını anladılar. Saf değiştirerek Çinlilere karşı Türgişlerin ve Arapların safında Çin ordusunu ok yağmuruna tuttular. Böylece Çin ordusu ağır bir hezimete uğratıldı. Çin ordusu yok edildi. Çin’in çeşitli yerlerinde isyanlar çıktı. Çin imparatoru çıkan bu isyanları bastırmakta yetersiz kaldı. Bu defa Uygur hükümdarına bir prenses gönderdi. Uygur hükümdarı Böge Kağan da bu Çinli prenses  uğruna Çin İmparatorluğunda çıkan bütün isyanları bastırarak imparatorluğa büyük hizmetlerde bulundu. Şimdi de Uygurlar tarihte yaptıkları bu hataların bedelini ödemektedirler. Görüldüğü gibi eğer bir Çin çekici altına girildiğinde bir gün uyanıp Karluk Türk boyu gibi dizginleri ele almak mümkündür. 
     
   Demire şekil vermesini bilmeyen bir millet kukla olmaktan öteye gidemez. Peki Kukla olmak ne demektir: Kukla olmak, aslına, öz benliğe, milli değerlere, kankardeşe düşmanlık beslemektir. Yani bütün bunlar kuklacı birey  için bir düşmandır. Asıl düşman dosttur. Milli benliğe, tarihteki büyük şahsiyetlere, topluma nasihat verip öğüt verenlere düşmanlık beslenir. İnanç değerlerinden, milli unsurlardan bahsetmek  utanç verici olur, ama düşman kültüründen övgü ile bahseder. Düşmanların bütün değerlerini hem yaşamak hem de yaşatmak isterken,  tüm milli değerleri yıkmak ve öz benlikten hızla uzaklaşmak istenir.  Basiret  kapanır, doğruyu göremek mümkün olmaz. Yalan doğru, doğru söz de yalan sanılır. Hakikat yalanlanır, hakkı ve doğruyu söyleyenler vehimlere kapılmakla suçlanır. Fitnesel unsurlar benimsenerek yozlaşma yolunda adımlar atılır. Kardeşim diye kucaklanan şahıs aslında bir akreptir. Her an  derin bir uykuda yakalayıp zehirlemek için zehir üretme makinasıdır ama  bunun farkında olunamayacak kadar ahmaklaşır. Ne malum cebinde akrep taşıyan zehirine katlanmak zorunda kalır.
 
     Tarihte bir grup Osmanlı aydınları, Jön Türk oldular. Osmanlı İmparatorluğunu yükseklere uçuracağız dediler, ama kendileri ile birlikte o koca imparatorluğu uçuruma uçurdular. Bizim jetlerden biri daha vardı Adı Enver Paşa idi. Enver Paşa 130 bin askeri tek kurşun attırmadan dondurdu. 70-80 bin askerimiz de Ruslara esir düştü. Bir diğer jetimiz ise Güney Cephesinde İngilizlere karşı savaşan Cemal Paşa vardı. Bu paşamız da tüm askerleri İngilizlere karşı yenik durumuna düşürmekten ziyade esir düşürdü. Onun emrindeki erlerin 135 binin üzerindeki askerlerimiz ingilizlerin eline esir düştü.
 Bu kadar asker nasıl oldu da İngiliz ve Fransızlara esir düştüler.  Hala tarihin gizli sayfalarında açıklanması gereken sorulardan biridir. Bu kadar askeri boşu boşuna kırdırmasaydılar İtilaf devletleri Orta Doğu'da şimdiye kadar cirit atabilir miydiler?
 
            Yine Hicaz Mebus üyesi (milletvekili) olan Şerif Hüseyin, I. Dünya Savaşı önce iyi bir İngiliz atı oldu. Sonra jet olmayı denedi. Türklere karşı İngilizlerin safında yer aldı. Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizleri kendisine kardeş, Cihad-ı Ekber ilan eden Osmanlı halifesini ise düşman olarak tanımladı. İngilizlerle aynı cephede omuz omuza Türklere karşı savaştı. Sonuçta İngilizlerin bir surat atı olduğunu anlayınca iş işten çoktan geçmiş, yuları elinden alınmış, dişleri sökülmüş, bağlandığı gemin ipleri çözülmüştü.
 
     Demire şekil vermesini bilmeyen millet, düşmanın ya atı olur ya da kuklası.
 

Bu sitede, deneyiminizi iyileştirmek ve ziyaret istatistiklerini ölçmek için çerezler kullanıyoruz. Daha fazla bilgi