
Bir düşman devlet veya NATO bize saldırsaydı bu kadar zor olmazdı. Çünkü dış saldırıda hedef bellidir. Ama burada hedef belli değildir. Kimin dost kimin düşman olduğu net değildir. Kendi askerimizin, kendi uçağımızın, kendi tankımızın kendimize yani bize saldırması durumu vardır. Ordumuz dışarıdan yapılacak düşman saldırısı için oluşturulmuşken ani anda savunmasız halka saldırıyor. Düşman bile bunu yapmıyor. Düşman bile önce savaş ilanı yapıyor sonra saldırıyor. Bu mertçe yapılmış bir vaka değildir. Ani anda hazırlıksız halkın üzerine tank ve tüfeklerle saldırıyorlar. Ebu Cehil'in ordusu bile savaş ilan ediyor. Sonra Savaşçılarını öne sürüyür. Ama bunların bu yaptıkları alçaklıkları maalesef bazı müslümanlar hala idrak edememiştir. Olaylar gün gibi aşikar. Yaptıkları gün ışığı gibi tüm dünyanın gözleri önünde cereyan ettiği halde körleşmiş gözler var göremiyor.
Duyma özelliğini kaybetmiş kulaklar var bunların yaptıkları o uçaklardan atılan bombaların sesi bile bazı kulaklara yeterli gelmemiştir. Hala bu din kisvesine bürünmüş efendilerinin internet üzerinden yaptıkları yayınlarla Türk Milletinin bu şanlı direnişini cehnnem ile tehtid etmektedir.
Kendileri devletin önemli konumundaydılar, PKK, İŞİD gibi örgütleri gizliden desteklediler. Silah yardımı yaptılar ki; hükümet yönetmeyi beceremedi diyerek yönetime el koymak olacaktı. Bu nedenle hemen her gün 10’un üzerinde güvenlik güçlerinden zaten şehit veriyorduk. İntihar saldırılarında ise can kaybı olarak bu 100'leri aşıyordu. Zaten onlar çoktan savaşı başlatmıştı. Ama maalesef anlayan yoktu. Bunların bu sinsi faaliyetlerini fark edenler ise çeşitli komplolarla bertaraf ediyorlardı.
Eğer bu darbe girişiminde başarıya ulaşsaydılar, ülke bir Suriye, Irak ve Afganitan gibi olacaktı. Sonrasında ise ABD ve İngiltere’nin çıkarları doğrultusunda hareket edeceklerdi. Türkiye Suriye ve İran ile savaştırılarak yıpratılacak ve ardından da; Doğu ve Güney Anadolu’da Ermeni, PKK ve Berzaninin başkanlığında piyon devletcikler kurma planları vardı.
21 Aralık’ta bunlar hareket ettiler ama başaramadılar. Milletimizin maalesef çoğunluğu tehlikenin farkında değildi. Çükü 21 Aralık darbesini kılıfına uydurmuşlardı. Bu nedenle gerçekten devleti yöneten liderlerimize, önderlerimize haksız eleştiriler yapmışlardır.
Umulur ki “15 Temmuz Darbesi” milletimizi gaflet uygusundan uyandırmıştır. Bundan sonra Türküyle, Kürdüyle, Alevisiyle, Sünnüsiyle bir bilek tek yumruk, tek yürek oluruz. Çelikten zırh oluruz. Böyle olursa bu fitneciler aramıza nifak sokamayacaklarından sonraki dönemde kalkışabilecekleri bir darbeyi göze alamazlar.
Unutulmasın ki 15 Temmuz 21 Aralığa göre ne kadar çok daha sert ise bundan sonraki için daha tehlikeli bir durumla karşılaşmak beklenir bir durumdur. Bu nedenle Başbakan, Hükümet yetkilileri, Emniyet güçleri ve Cumhurbaşkanlığının uyarılarına dikkat etmek gerekmektedir.
O alçaklar bekleyecekler. Şu anda deşifre olanlar var tutuklandılar. Ya deşifre olmayanlar varsa! Tabi ki ortada bir vatan var. Ve bu vatan binasını enkaza çevirmek isteyen düşmanlar var. Ülkemizi başımıza yıkarak bizi bu enkazın altında ezmeye çalışmışlardır. Emperyalizmin maşası durumundaki FETÖ’nün deşifre olmayan pasif durumda bekleyenler; gaflete, disiplinsizliğe, başıboşluğa düştüğümüz an, bizi tekrar vurmaya çalışacaklardır. Böylesi bunlardan gelebilecek saldırı için her zaman teyakkuz halinde olmalıyız.
Askeri okullar milli eğitime bağlanmalıdır. Ordu bakanlığa bağlanmalıdır. Bunlardan gelebilecek tehlike değil yüzde bir binde bir dahi şansa bırakılmamalıdır. Askerlik görevi 2 yıla çıkarılmalıdır. 1 yıl silah altında diğer bir yılı ise devlet kademelerinde, kamu yönetiminde, belediyelerde, sağlık kurumlarında ihtiyaç durumunda burada ücretli olarak çalıştırılması gerekir diye düşünmekteyim.
Aslında bu tür darbenin beklendiği belliydi. “Ergenekon” veya “Balyoz” olayları ile haksızlığa uğrayanlar iyi dinlenseydi bunlar yaşanmayacaktı. Ama adamlar hukuk alanında hakim, savcı ve avukatları da ele geçirmişlerdir. Bu nedenle haklıyla haksız ayrılamadı.
“Su uyur düşman uyumaz” sözü kulağımıza küpe olsun. Ele geçen deliller ve görünenlere göre Emperyalizm FETO içine sızmıştır. Onun dışı FETO’nun İslam anlayışıdır. İçi ve gerçek yapısı ise emperyalizmdir. Şimdiye kadar bu kuruma zekât, himmet, yardım yapanlar ise tövbe etmesi gerekir. Milletten özür dilemeli. Hangi hatayı hangi günahı işlediler ki; kalpte böylesi bir körlük meydana geldi ve bu gerçekleri göremediler. Siyasiler de halkın önüne çıkarak bu yaptıkları hatalarını bir daha bu millete yaşatmayacaklarının sözünü vermelidirler.
Aman Dikkat!
İdam Kararı çıkmadan o alçağın Türkiye’ye getirilmemesi gerekir. İdam kararı çıkarıp onaylandıktan sonra ülkeye getirilmesi ve APO ile FETÖ birlikte idam edilmelidir. Eğer bunu yapmayı başarabilirlerse bizım hakkımız helal olsun diyoruz.
Ey devlet yöneticileri,
Ey öğretmenler; bu vatan size emanet.
Milletimiz; can korkusuyla zillet altında yaşamayı tercih etmedi. Milletimiz zulüm ve zillet karşısında tek yumruk, tek yürek, tek bilek oldu. Darbecilerin karşısına çelikten bir zır olarak göğsünü özgürlük için darbecilere siper etti.
Milletimiz bunu yapmaya kalkarken başarmak için yapmadılar, hemen herkes sadece üzerine düşeni yaptılar. Sonucu Taktir-i İlahiye bıraktılar. Yüce Rabbimiz Allah bize yardım etti ki bunu başarabildik. Gün; birlik olma günüydü bunu başardık. Gün cumhuriyetimize sahip çıkma günüydü. Gün tutsaklığa doğru sürüklenen yöneticilerimizin haklı uyarısına kulak asma günüydü, bunu da yaptık.
Taktir ve başarı ise Allah'a aitti. Milletimiz burada darbecilere karşı bir zafer kazandıysa bunu yüce Allah'a borçluyuz. Bağımsızlık uğruna yaptığımız şanlı yürüyüşümüz zafere ulaştığımızda Allah'a hep birlikte, şükürlerimizi sunduk.
O feryatlar, o bağrışmalar, aman Allah'ım bu neydi ki ortalık birden bire karışmıştı. Alçaktan uçan savaş uçaklarının sesi, kurşun sesleri, bombalar. Aman Allah'ım öğle bir günü yüce Allah bize bir daha yaşatmasın.
Ey gençlik size hakkımız helal olsun. Demek ki yazarlarımızın, düşünürlerimizin, liderlerimizin, öğretmenlerimizin nasihatlarını iyi dinlemişsiniz ki böylesi bir şanlı direnişe katıldınız.
Ey anneler, kadınlar, kızlar, sizler kurtuluş savaşında cepheye top taşıyanların görevini yaptınız ve erkeklerinizi, abilerinizi, eşlerinizi, babalarınızı galyana getirdiniz. Onları kurşunu harekete geçiren barut gibi ateşlediniz. Sizlere de teşekkürler.
Biz birlikte olduğumuz sürece bunlar bize diz çöktüremiyecekler.
Şimdi kafamızı ellerimizin arasına alıp düşünelim, acaba nerede hata yaptık ki bu alçaklar içimize sızdı bunları fark edemedik.
Acaba nerede bir hata yapıldı ki bu alçakların yaptıkları kötü eylemleri dinden gibi sandı kalbimizde, gönlümüzde, gözümüzde bir körlük oluştu ki bu farkedilmedi.
Acaba nerede hata yapıldı ki bunların yaptığı karışıklıklar, terör eylemleri ve saldırıları göremede, teşhis etmede basiretsizliğe düşüldü.
Malesef hala bu alçakların yaptıklarını göremeyenler var.
Bu ise böylesi şahıslar için utanç verici bir durumdur. Böylesi insanlar insan değil. Bunlar köleleştirilmiş insanlardır.
Bunlar Allah'a değil kula köle olmanın cezasına çarptırılmış ki gerçekleri göremiyorlar.
Bunlar Allah'a değil kula kul olmanın cezası karşılığında gerçekleri duyamıyorlar.
Hala bizim şanlı direnişimizi cehenneme gitmekle tehdit ediyorlar.
Peki bu zavallı köleleşmiş bazı şahıslar neden gerçekleri göremiyor, hakkı hakikatı duyamıyor hiç düşündünüz mü?
Kardeşlerim;
İslam müslümanları bir biri ile kardeş ilan etmedi mi?
Bunlar kendi ceamaatlerinin dışındaki insanlara hangi gözle bakıyorlardı burasını bir derinden düşünün.
Kardeşlerim; Allah adına din simsarlığı yapanların sonu hep böyle kötü olmuştur.
Bunlar eğer tarihten bir nebze ders alsaydılar buna yeltenmezdiler. Allah bunların yaptıkları şeylerin üzerini açtı, içlerini dışa vurdular ve siz bu olanları gördünüz.